Ancak vatan sevgimiz, içimizi kemiren adaletsizliklere karşı gözümüzü kör, dilimizi lal etmeye yetmez. Aksine, Alperenlik ruhu bize adaleti her şartta savunmayı, haksızlık kimden gelirse gelsin karşısında "Elif" gibi dimdik durmayı emreder.
Bugün ne yazık ki ehliyet, liyakat ve adam kayırma tartışmalarının en yoğun yaşandığı alanların başında futbol gelmektedir. Milli takım kadrosu açıklanırken ortaya çıkan tablo; formayı hak edenin değil, arkasında güçlü lobilerin, İstanbul medyası yönlendirmelerinin ve "üç büyütülmüş" kulübün ağırlığını taşıyanların öncelendiği bir sistemin açık göstergesidir.
Kulüp Amblemine Göre Formaya Ambargo: Kaan Ayhan ve Aral Şimşir Örneği
Söylediklerimizin havada kalmaması için gelin sahadaki gerçeğe, yani somut verilere bakalım. Bu sezon Danimarka’da fırtınalar estiren, gençliği, dinamizmi ve skora katkısıyla göz dolduran evladımız Aral Şimşir, milli takım tercihleri arasında yer bulamadı. Neden mi? Çünkü arkasında İstanbul medyasının rüzgârı yoktu. Peki, onun yerine kadroya dahil edilen Kaan Ayhan’ın durumuna bakalım. Yaşadığı sakatlıklar ve ilerleyen yaşı nedeniyle Galatasaray’da bile birçok maçta hamle oyuncusu olarak kullanılan bir ismin, sırf o malum kulübün ağırlığıyla milli takımda tercih edilmesi rasyonel bir açıklamayla bağdaşmıyor.
Bir tarafta geleceğe yatırım olacak, enerjisiyle takımı ateşleyecek genç bir yetenek; diğer tarafta ise yerleşik düzenin gücüyle formayı parsellemiş isimler... Adalet bunun neresinde? Alperenliğin adalet anlayışı, "formaya göre adam seçmeyi" değil, "alın terine göre hak teslim etmeyi" gerektirir.
Anadolu Futboluna Bakış ve Uğurcan Çakır Gerçeği
Adaletsizliğin boyutu bununla da sınırlı değil. Türkiye Kupası’nı müzesine götürmüş, ligi üçüncü sırada tamamlayarak rüştünü ispat etmiş koca bir Trabzonspor’dan milli takıma tek bir futbolcunun dahi davet edilmemesi, ciddi bir hakkaniyet sorgulamasını beraberinde getirmektedir. Bu durum, Anadolu’nun futboldaki en büyük kalesinin emeklerinin görmezden gelinmesinden başka bir şey değildir.
Daha çarpıcı bir gerçeği hafızalarımızı tazeleyerek konuşalım. Trabzonspor’un şampiyon kalecisi, yıllarca bu ülkenin bir numarası olan Uğurcan Çakır, Trabzonspor forması giyerken milli takımda bir anda ikinci plana itilmeye çalışıldı. Ne zaman ki adı İstanbul kulüpleriyle anıldı, o malum medya mekanizması onu yeniden "birinci kaleci" olarak parlatmaya başladı. Bu iki yüzlü yaklaşım, Anadolu futboluna yapılan büyük bir haksızlıktır. Trabzonspor, işte bu yüzden sadece bir futbol kulübü değil; İstanbul’un o "üç büyütülmüş" tahakkümüne karşı adaletin, emeğin ve tertemiz mücadelenin yeşil sahalardaki ruhudur. Anadolu’nun gür sesidir.
Kendi Rengine Sahip Çıkamayan Yönetimler
Ancak iğneyi başkasına batırırken, çuvaldızı da kendimize batırmak zorundayız. Türk futbolundaki bu lobicilik ve kayırmacılık düzeni sadece İstanbul’un suçu değil. Bugün Anadolu kulüplerinin başkanlığını ve yöneticiliğini yapan bazı şahsiyetler, kendi kulüplerinin hakkını korumak yerine; sırf şahsi ilişkileri veya statü devşirme arzuları uğruna o üç büyütülmüş İstanbul takımında kongre üyesi olmak için sıraya giriyorlar.
Kendi şehrinin takımının hakkı yenirken sessiz kalan, ama kalbi İstanbul takımları için atan yöneticiler olduğu sürece bu adaletsiz çark dönmeye devam eder! Anadolu kulüplerinin başkanları kendi renklerinin vakârını savunup bağımsız duruş sergileyemedikleri müddetçe, Türk futbolu uluslararası arenada asla kalıcı ve köklü bir başarı elde edemez.
Ya Özür Dileyeceksiniz Ya Da...
Sonuç olarak; temennimiz ve duamız odur ki, A Milli Takımımız 2026 Dünya Kupası’nda büyük bir destan yazsın, dünya şampiyonu olsun. İnşallah beni yanıltırlar, inşallah o sahadan birincilikle çıkarlar ve ben de bu köşeden, sırf liyakati savunduğum için yazdığım bu eleştirilerden ötürü tüm milletimizin önünde özür dilemek zorunda kalırım. Bundan şeref duyarım.
Ancak... Eğer bu lobilerin, sübjektif tercihlerin ve adam kayırmacılığın neticesinde milli takımımız orada büyük bir başarısızlığa uğrarsa; o zaman sormak isterim: Türk futbolunu bu lobilerin oyuncağı haline getirenler, hakkı yenilen Anadolu çocuklarının ve umutları çalınan bu aziz milletin karşısına çıkıp bu başarısızlığın hesabını verebilecekler mi?
Alperenlerin yolu adalettir, hakkı haykırmaktır. Biz sahadaki adaleti de, ülkedeki liyakati da savunmaya sonuna kadar devam edeceğiz.
Dr. Adem ÖZKAN