Geçen hafta Hilm Yasası ile zarafetin ve yumuşak başlılığın gücünü konuşmuştuk. Bugün ise, Alperen’in karakterini çelikleştiren, onu kula kul olmaktan kurtarıp sadece Hakk’a bağlayan o muazzam duruşu ele alacağız: İstiğna – İç Kudreti Fark Etmek.
İstiğna; kelime anlamıyla "gözü tok olmak, kimseye muhtaç olmamak, elindekini yeterli bulmak" demektir. Ancak Alperenlik hukukunda istiğna, sadece maddi bir kanaat değil; ruhun, dünya menfaatleri karşısında eğilmemesi, kimseye minnet etmemesi ve asıl kudretin Allah’tan geldiğini bilerek içsel bir özgürlüğe kavuşmasıdır.
Kimseye Minnet Etmemek: Hürriyetin Bedeli
İstiğna Yasası, Alperen’e dünyevi güç odakları karşısında dik durma iradesi verir. Bir Alperen bilir ki; rızkı veren Allah’tır ve O’ndan başkasına el açmak, sadece o kişiye değil, temsil ettiği kutlu davaya da gölge düşürür. İstiğna sahibi olanı ne parayla ne makamla ne de korkuyla satın alabilirler. Çünkü o, gönül zenginliğine ulaşmış, içindeki manevi kudreti fark etmiştir.
Şehit Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, hayatı boyunca istiğna zırhını kuşanmış bir şahsiyet abidesiydi. En zor zamanlarında, siyasetin en dar boğazlarında bile kimseden bir ikbal beklememiş, davasını pazarlık konusu yapmamıştır. Onun şu meşhur sözü, istiğna yasasının hayata vuruşudur: “Haksız bir davada zirve olmaktansa, haklı bir davada zerre olmayı tercih ederim.” Bu söz, dünyevi zirvelerin gelip geçici olduğunu, asıl olanın ise haklı kalabilmekteki o vakur onur olduğunu haykırır. İstiğna sahibi bir Alperen için "zerre" olmak, haksız bir "zirve"den çok daha izzetlidir.
İç Kudret: Fırıldak Olmayanların Gücü
Günümüz dünyası, insanları ihtiyaçlar sarmalına alarak onları bağımlı hale getirmeye çalışıyor. Daha çok tüketmek, daha çok güç sahibi olmak ve daha çok görünmek arzusu, insanı başkalarına boyun eğmeye zorluyor. Oysa Alperen, içindeki manevi cevheri fark ettiğinde, dünyanın sahte parıltılarına sırtını döner.
Muhsin Başkan’ın o sarsılmaz uyarısı burada tekrar yankılanıyor: “Bir saniyesine bile hükmedemediğimiz bir dünya için; bu kadar fırıldak olmaya gerek yok!”. İşte istiğna, tam olarak budur. Bir saniyelik hayat için karakterinden taviz vermemek, eğilip bükülmemek, fırıldaklaşmamaktır. İçindeki kudreti fark eden kişi, bir saniyenin bile hesabını ebediyete göre yapar ve fani olanın önünde diz çökmez.
Türk-İslam Ülküsünde İzzet-i Nefis
Türk-İslam ülküsü, bir izzet davasıdır. Bu davanın neferleri, "Veren el, alan elden üstündür" hadisini sadece maddi anlamda değil, manevi bir vakâr olarak da benimserler. İstiğna, Alperen’in şahsiyetini koruyan en güçlü kaledir. Bu kaleye sahip olanlar, sadece Allah’a dayandıkları için yeryüzündeki hiçbir güçten çekinmezler.
İstiğna, bir vazgeçiştir; ama bu vazgeçiş aslında her şeyi kazanmaktır. Dünyadan vazgeçen, dünyaya hükmeder. Menfaatten vazgeçen, hürriyete kavuşur. Kendi içindeki ilahi kudreti ve ruhundaki derinliği fark eden bir Alperen için, dünyanın tüm hazineleri bir toz tanesinden farksızdır.
Sonuç: İstiğna Yasası, bizi kula kul olmaktan kurtarıp, sadece Allah’a kul olmanın şerefine ulaştırır. Bir Alperen, ancak istiğna ile hür kalabilir; ancak istiğna ile davasını lekesiz yürütebilir. Yolumuz, başı dik, gönlü tok, ruhu hür olanların yoludur. İçimizdeki o sessiz ama devasa kudreti fark ettiğimiz gün, Türk-İslam ülküsü yeryüzünde yeniden şahlanacaktır.
Dr. Adem ÖZKAN