Marmara Denizi’nde 10 ve 11 Ekim’de Yalova açıklarında kaydedilen küçük depremler, İstanbul’un deprem tehlikesine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirdi. Jeoloji Mühendisi Cem Gürçay, söz konusu sarsıntıların tek başına büyük bir depremin yaklaştığına işaret etmediğini, ancak faylarda biriken gerilimin ortadan kalktığı şeklinde de yorumlanamayacağını belirtti. Kuzey Anadolu Fay Zonu üzerindeki Marmara’nın farklı özelliklere sahip çok sayıda fay parçasından oluştuğuna dikkat çeken Gürçay, kısa süreli hareketlilik üzerinden kesin sonuçlar çıkarılmaması gerektiğini vurguladı. Gürçay, İstanbul için önceliğin deprem tarihini tahmin etmek değil, yapı güvenliğini artırmak ve hazırlıkları hızlandırmak olduğunu söyledi.

Marmara Denizi'ndeki Küçük Depremler Ne Anlama Geliyor?

Marmara Denizi’nde 10 Ekim 2026’da Yalova açıklarında 3,5 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Bölgede 11 Ekim’de kaydedilen 2,9 büyüklüğündeki sarsıntı da deprem hareketliliğine ilişkin değerlendirmeleri yeniden gündeme taşıdı.

Ağustos ayında Adalar açıklarında yaşanan küçük ölçekli depremlerle birlikte Marmara’nın farklı kesimlerindeki sismik faaliyetlerin birbirleriyle bağlantılı olup olmadığı tartışılmaya başlandı.

Jeoloji Mühendisi Cem Gürçay, bölgedeki her sarsıntının aynı fay parçasından kaynaklandığının veya yaklaşan büyük bir depremin işareti olduğunun varsayılamayacağını belirtti.

Marmara Denizi’nin karmaşık bir tektonik yapıya sahip olduğunu anlatan Gürçay, Kuzey Anadolu Fay Zonu'nun farklı segmentleri ile bunlara bağlı ikincil fayların ayrı özellikler gösterebildiğine dikkat çekti.

Küçük Depremler Büyük İstanbul Depremini Engeller mi?

Kamuoyunda sıkça dile getirilen küçük depremlerin enerjiyi boşaltarak büyük deprem ihtimalini ortadan kaldırdığı düşüncesine değinen Gürçay, bu yaklaşımın bilimsel açıdan yanıltıcı olduğunu söyledi.

Deprem büyüklüklerinin logaritmik olarak hesaplandığını hatırlatan Gürçay, büyüklükler arasındaki enerji farkının sanıldığından çok daha yüksek olduğuna işaret etti.

Buna göre 7 büyüklüğündeki bir depremde açığa çıkan enerji, 5 büyüklüğündeki bir depremin yaklaşık bin katına, 3 büyüklüğündeki bir depremin ise yaklaşık bir milyon katına karşılık geliyor.

Bu nedenle birkaç küçük sarsıntının meydana gelmesi, büyük bir deprem oluşturabilecek tektonik gerilimin önemli ölçüde azaldığını göstermiyor.

Gürçay, küçük depremler sırasında bazı fay kesimlerinde gerilimin azalabileceğini, komşu bölgelerde ise gerilim dağılımının değişebileceğini belirtti. Bu değişimlerin büyük deprem tehlikesine etkisinin yalnızca deprem büyüklüklerinden hareketle hesaplanamayacağını ifade etti.

Her Küçük Deprem Büyük Depremin Habercisi mi?

Marmara'daki sismik hareketlilik nedeniyle oluşan endişeleri değerlendiren Cem Gürçay, küçük depremlerin mutlaka daha büyük bir sarsıntının öncüsü olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı.

Dünyanın aktif fay bölgelerinde her gün çok sayıda küçük deprem yaşandığını hatırlatan Gürçay, bunların büyük bölümünün yıkıcı bir depremle devam etmediğini söyledi.

Bununla birlikte bazı büyük depremlerden önce öncü sarsıntıların meydana gelebildiğine dikkat çekti.

Gürçay'a göre temel sorun, küçük bir depremin öncü olup olmadığının çoğu zaman ancak ardından daha büyük bir deprem yaşanmasıyla anlaşılabilmesi.

Bu nedenle yalnızca birkaç günlük sismik hareketlilik incelenerek İstanbul'da büyük bir depremin ne zaman meydana geleceğine ilişkin kesin bir tahminde bulunulamıyor.

Marmara'daki Asıl Tehlike Uzun Süredir Gerilim Biriktiren Faylar

İstanbul'un deprem tehlikesinin son günlerdeki küçük sarsıntılardan bağımsız değerlendirilmesi gerektiğini belirten Gürçay, Marmara Denizi'nin tarih boyunca yıkıcı depremler üreten bir bölge olduğunu hatırlattı.

Kuzey Anadolu Fay Zonu boyunca devam eden tektonik hareketlerin bölgedeki fayların davranışını etkilediğine işaret eden Gürçay, hangi fay parçalarının kilitli olduğunun ve nerelerde gerilim biriktiğinin bilimsel araştırmaların temel konuları arasında bulunduğunu ifade etti.

Tarihsel deprem kayıtları ile güncel yer kabuğu hareketi ölçümlerinin bu araştırmalarda önemli rol oynadığını belirten Gürçay, İstanbul için deprem tehlikesinin birkaç günlük hareketlilikle ortaya çıkmadığını vurguladı.

Trabzon'da Oyuncakistan Parkı 35 Milyon TL'ye Yenileniyor
Trabzon'da Oyuncakistan Parkı 35 Milyon TL'ye Yenileniyor
İçeriği Görüntüle

Gürçay, Marmara'daki aktif fay sisteminin uzun dönemli davranışına odaklanılması gerektiğini kaydetti.

İstanbul Depreminde Yapı Güvenliği ve Zemin Koşulları Belirleyici

Depremin ne zaman gerçekleşeceğinin kesin olarak bilinemediğini belirten Cem Gürçay, buna karşılık depremin yol açabileceği zararların azaltılabileceğini söyledi.

İstanbul'daki yapı stokunun güvenli hale getirilmesinin öncelikli olması gerektiğini vurgulayan Gürçay, binaların dayanıklılığı kadar bulundukları alanların zemin özelliklerinin de önem taşıdığını ifade etti.

Aynı büyüklükteki bir depremin farklı zemin koşullarında ve farklı mühendislik özelliklerine sahip yapılarda çok farklı sonuçlar oluşturabileceğini hatırlattı.

AFAD'ın deprem hazırlığına ilişkin önerilerinde de mevcut binaların dayanıklılığının artırılması, aile afet planlarının hazırlanması, tehlike oluşturabilecek eşyaların sabitlenmesi ve acil durum çantalarının bulundurulması öne çıkıyor.

Bu kapsamda deprem tehlikesini yalnızca sarsıntıların büyüklüğü üzerinden değerlendirmek yerine, yapı güvenliği ve afet hazırlıklarının birlikte ele alınması önem taşıyor.

Cem Gürçay: İstanbul'un Geleceği Deprem Tahminlerine Bırakılamaz

İstanbul'da deprem hazırlıklarının ertelenmemesi gerektiğinin altını çizen Gürçay, bilimsel verilerin korku ve spekülasyonlardan ayrı değerlendirilmesi çağrısında bulundu.

Küçük depremlerin büyük bir depremin kesin olarak yaklaştığını göstermediğini, ancak böyle bir tehlikenin ortadan kalktığı anlamına da gelmediğini belirtti.

Gürçay, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“Unutmayalım ki depremin ne zaman olacağını bilmiyoruz, ancak depreme karşı ne yapmamız gerektiğini çok iyi biliyoruz.”

Marmara'da meydana gelen son sarsıntılar, İstanbul'un deprem hazırlıklarını bir kez daha gündeme taşırken uzmanların açıklamaları da ortak bir noktaya işaret ediyor: Depremin zamanını kesin olarak tahmin etmek mümkün olmasa da güvenli yapılaşma, zemin araştırmaları ve afet hazırlıklarıyla olası can ve mal kayıplarını azaltmak mümkün.