Merhaba sevgili okurlarım. Şehit Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun mirası olan Alperenliğin 12 Yasası serimizde, artık yolculuğun en derin ve hikmetli duraklarından birine, seriye de ismini veren İrfan Yasası’na ulaşıyoruz. Geçen hafta İstiğna Yasası ile ruhun dünya menfaatleri karşısındaki o onurlu hürriyetini konuşmuştuk. Bugün ise bu hür ruhun neyin peşinde koşması gerektiğini ele alacağız: Hakikati Aramak.

İrfan; sadece bilgi sahibi olmak değil, o bilgiyi kalp süzgecinden geçirerek hayatın gerçeğine, yani "Hakikat"e ulaşmaktır. Alperen için irfan, kâinatın satırlarını imanla okuma sanatıdır.

Bilgiden Hikmete Yolculuk

İrfan Yasası, Alperen’e taklidi değil, tahkiki emreder. Yani her duyduğuna inanmayı değil, her meselenin özünü, "niçin"ini ve "nasıl"ını kavramayı öğütler. Günümüzde bilgi çoktur ama hikmet azdır. İnsanlar malumat yığınları arasında kaybolurken, Alperen hikmetin, yani eşyanın ve olayların arkasındaki ilahi muradın peşindedir. Hakikati aramak, her şeyden önce kendini tanımakla başlar. Zira "Kendini bilen, Rabbini bilir."
Şehit Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, hayatı boyunca bu irfanın izini sürmüştür. O, olaylara sadece siyasi bir gözle değil, daima imani ve irfani bir pencereden bakmıştır. Onun şu sözü, hakikati arayan bir gönlün pusulasıdır: “Bizim hedefimiz iktidar olmak değil, insanlara doğruluğu ve adaleti anlatmaktır.” Bu bir irfan duruşudur. Çünkü iktidar geçicidir ama doğruluk ve adalet gibi hakikatler ebedidir. Hakikati aramayan, sadece gücü arayan kişi Alperen olamaz.

Hakikat Yolunda Fırıldaksız Bir Ömür

Hakikati aramak, büyük bir bedel ve sarsılmaz bir dürüstlük ister. Çünkü hakikat bazen acıdır, bazen yalnız bırakır, bazen de dünya nimetlerinden vazgeçmeyi gerektirir. Ancak irfan sahibi olan bilir ki, yalanın zirvesinde olmaktansa hakikatin zerresinde kalmak çok daha kıymetlidir.
Muhsin Başkan’ın ruhumuza işleyen o meşhur uyarısı, irfan yasasının da en somut ölçüsüdür: “Bir saniyesine bile hükmedemediğimiz bir dünya için; bu kadar fırıldak olmaya gerek yok!”. İrfan sahibi kişi, dünyanın faniliğini idrak etmiş kişidir. Bir saniyelik ömrün hesabını yaparken, hakikatten saparak fırıldaklaşmak, irfandan nasipsiz kalmaktır. Hakikati arayan bir Alperen, rüzgâra göre yön değiştirmez; o, sabit kadem bir şekilde Hakk’ın rızasını gözetir.

Türk-İslam Ülküsünün Nurudur İrfan

Türk-İslam ülküsü, sadece bir toprak veya siyaset davası değildir; o, yeryüzünde Allah’ın adaletini ve hakikatini hakim kılma davasıdır. Bu yüzden Alperen, ilimle irfanı birleştirmek zorundadır. İrfan Yasası, bize şunu fısıldar: “Haksız bir davada zirve olmaktansa, haklı bir davada zerre olmayı tercih ederim.” Bu söz, hakikati her türlü dünyevi makamın üzerinde tutan irfani bir tercihtir.
Hakikati aramak, aynı zamanda bir feraset meselesidir. Görünene aldanmamak, fısıltılara kulak asmamak ve daima "Hakk" olanın izini sürmektir. Alperen, zihnini kirli bilgilerden, kalbini ise batıl inançlardan temizleyerek irfanın nuruna ulaşır.
Sonuç: İrfan Yasası, Alperen’i bir "bilgi taşıyıcısı" olmaktan çıkarıp "hakikat yolcusu" yapar. Bu yolda yürüyen kişi, dünyayı bir misafirhane, hakikati ise tek azık olarak görür. Bizim yolumuz; okuyan, düşünen, hisseden ve bulduğu hakikati canı pahasına savunanların yoludur. Hakikat ışığı sönmedikçe, Türk-İslam ülküsünün sancağı asla yere düşmeyecektir.
Dr. Adem ÖZKAN