Merhaba sevgili okurlarım. Şehit Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun mirası olan Alperenliğin 12 Yasası serimizde, ruhun en zarif ve en güçlü durağına ulaştık. Geçen hafta Sebat Yasası ile fitneye karşı nasıl dimdik durulacağını, sarsılmadan nasıl yol yürüneceğini konuşmuştuk. Ancak bir Alperen için dik durmak, asla kibirlenmek demek değildir.
Güç sahibi olduğunda savrulmamak, hakkı tutup kaldırırken incitmemek ancak bir disiplinle mümkündür: Edep Yasası – Kudreti Dizginlemek.
Türk-İslam medeniyeti bir "edep" medeniyetidir. Bizim geleneğimizde ilimden önce edep gelir. Alperen ise, heybesinde hem adaletin kılıcını hem de edebin zarafetini taşıyan kişidir.
Güç, Edep ile Terbiye Edilmelidir
Edep, sadece bir nezaket kuralı değildir; edep, insanın kendi sınırlarını bilmesi, haddini aşmaması ve elindeki gücü (kudreti) nefsinin arzularına göre değil, Hakk'ın rızasına göre kullanmasıdır. Güç, terbiye edilmemiş bir nefsin elinde canavara dönüşürken; edep sahibi bir Alperen'in elinde mazluma sığınak, zalime duruş olur.
Şehit Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatı, gücü edeple dizginlemenin en somut örneğidir. O, en güçlü olduğu anlarda bile nezaketini bozmamış, en büyük haksızlıklara uğradığında dahi edebin çizgisinden sapmamıştır. O, kudreti şahsi bir ihtiras için değil, bir ülkü için kullanmanın şuurundaydı. Bu yüzden demiştir ki: “Haksız bir davada zirve olmaktansa, haklı bir davada zerre olmayı tercih ederim.” Bu söz, sadece bir tercih değil, makam ve güç karşısında gösterilen devasa bir edep duruşudur.
Kibirsiz Bir Vakâr
Edep Yasası, Alperen’e "ben" putunu yıkmayı emreder. Bir Alperen güçlüdür, cesurdur, vakarlıdır; ancak asla kibirli değildir. Kibir, insanın kendi kudretini Allah’tan bağımsız sanmasıdır. Edep ise, her türlü gücün asıl sahibinin Allah olduğunu bilip, emanete hıyanet etmemektir.
Günümüz dünyasında güç; ezmek, hükmetmek ve parlamak için kullanılıyor. Oysa Alperenliğin irfan yolunda güç; korumak, yaşatmak ve haddini bilmek içindir. Muhsin Başkan’ın şu meşhur uyarısı Edep Yasası’nın da anahtarıdır: “Bir saniyesine bile hükmedemediğimiz bir dünya için; bu kadar fırıldak olmaya gerek yok!” Bu cümle, insanın dünyadaki acziyetini hatırlatarak, elindeki geçici güçle şımarmaması gerektiğini ihtar eden bir edep dersidir.
Edep: Türk-İslam Ülküsünün Zarafeti
Türk-İslam ülküsü, kaba bir güç hareketi değildir. O, gönülleri fethetme davasıdır. Gönüller ise kılıçla değil, edeple fethedilir. Bir Alperen, düşmanına karşı adil, dostuna karşı vefalı, halkına karşı ise daima mütevazıdır. Onun kudreti, mazluma şefkat, zalime ise sadece adaletin gerektirdiği şiddet kadardır.
Edep, Alperen'in zırhıdır. O zırhı giyen kişi, nefsinin kışkırtmalarına karşı korunmuş olur. Kudretini edep gemiyle dizginleyemeyenler, zafer kazansalar bile gönüllerde yer edinemezler. Gerçek Alperen, "Eline, diline, beline sahip ol" düsturunu, siyasi ve sosyal hayatının her alanına nakşeden kişidir.
Sonuç: Edep, insanı hayvandan ayıran, Alperen'i ise sıradan bir savaşçıdan ayırıp "gönül eri" yapan sıfattır. Güç geçicidir, makam fanidir; ancak edeple sergilenen bir duruş ebedidir. Kudretimizi edeple dizginlediğimiz sürece, Türk-İslam ülküsü yeryüzünde adaletin ve zarafetin adı olmaya devam edecektir.
Dr. Adem ÖZKAN