Merhaba sevgili okurlarım. Şehit Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun mirası olan Alperenliğin 12 Yasası serimizde, ruhun olgunluk zirvelerinden birine, Hilm Yasası’na ulaşıyoruz.
Geçen hafta Edep Yasası ile gücün nasıl dizginleneceğini, kudretin nasıl edeple terbiye edileceğini konuşmuştuk. Hilm ise, o edebin bir meyvesi olarak ortaya çıkan; öfkeyi yenen, şiddeti zarafetle durduran ve düşmanlığı kardeşliğe dönüştüren muazzam bir manevi güçtür. Hilm; yumuşak huylu olmak, sarsılmamak ve kötülüğe karşı iyilikle mukabele edebilmektir. Alperen için hilm, zayıflık değil, aksine nefse hükmetmenin getirdiği en büyük güçtür.
Öfkeyi Yenen Bir Vakâr
Hilm Yasası, Alperen’e ateşle gelene suyla gitmeyi, öfkeyle gelene tebessümle karşılık vermeyi öğretir. Bu, Türk-İslam irfanının özünde yer alan "Yaratılanı severiz, Yaradan'dan ötürü" düsturunun hayata yansımasıdır. Gerçek zafer, sadece bilek gücüyle kazanılan değil; nefretin yerine sevgiyi, çatışmanın yerine huzuru inşa edebilenlerin zaferidir.
Şehit Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, hayatı boyunca en sert eleştiriler, en ağır saldırılar ve en haksız ithamlar karşısında bile Hilm sıfatını kuşanmıştır. Onun yüzündeki o vakur ve mütebessim ifade, aslında içindeki engin hoşgörünün ve sabrın dışa vurumuydu. O, kavganın değil, barışın ve kardeşliğin diliyle konuşmayı seçmiştir. Çünkü o biliyordu ki; “"Seçimler kavga aracı olarak kullanılmamalı. Çünkü sel gider kumu kalır.” Bu nedenle insanlar arasında ki hoş görü ancak hilm ile, yani güzellikle gönüllere nakşedilebilir.
Zarafetin Gücü: Fırıldak Olmadan Dik Durmak
Günümüzde güç ve başarı, genellikle sertlikte ve başkalarını ezmekte aranıyor. Oysa Alperenlik hukukunda hilm, toplumu birbirine bağlayan çimentodur. Hilm sahibi bir insan, rüzgârın önünde eğilen bir kamış gibi değil; kökleri derinde olan ama dalları rüzgâra uyum sağlayan bir çınar gibidir. İnandığı değerlerden taviz vermez ama o değerleri anlatırken zarafeti elden bırakmaz.
Muhsin Başkan’ın o sarsılmaz duruşunu hatırlayalım: “Bir saniyesine bile hükmedemediğimiz bir dünya için; bu kadar fırıldak olmaya gerek yok!”. Bu söz, sadece bir dürüstlük çağrısı değil, aynı zamanda hilm sahibi bir yüreğin dünyaya karşı takındığı tavırdır. Dünyevi hırslar uğruna nezaketini ve şahsiyetini feda etmeyenler, hilm yasasını hayatına hakim kılanlardır. Zira fırıldak olmak, nefsin küçük hesaplarına teslim olmaktır; hilm ise, o hesapların üzerine çıkarak vakur ve tertemiz kalabilmektir.
Haklı Davada Zarafetle Yürümek
Türk-İslam ülküsü, gönül alma davasıdır. Gönül ise kırılarak değil, onarılarak fethedilir. Bir Alperen, en haklı olduğu davada bile üslubunu bozmaz. O, “Haksız bir davada zirve olmaktansa, haklı bir davada zerre olmayı tercih ederim” diyerek zaten tüm dünyevi hırslardan arınmıştır. Bu arınmışlık ona, düşmanına bile adaletle ve hilm ile yaklaşma yüceliği verir.
Zarafetle galip gelmek, sadece rakiplerini yenmek değil; onları kendi doğrularına hayran bırakmaktır. Alperenliğin yolu budur: Sertliğin karşısında yumuşaklık, karanlığın karşısında ışık, kabalığın karşısında zarafet.
Sonuç: Hilm Yasası, Alperen’in karakterindeki inceliktir. Öfkesini yenen, dilini terbiye eden ve gönlünü herkese açan kişi, gerçek fatihtir. Bizim yolumuz, kaba kuvvetin değil, irfanın ve zarafetin yoludur. Kudretimizi edeple dizginlediğimiz gibi, zaferlerimizi de hilm ile taçlandırmak, Türk-İslam ülküsünün bize yüklediği en kutsal görevdir.
Dr. Adem ÖZKAN