Merhaba sevgili okurlarım. Şehit Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun mirası olan Alperenliğin 12 Yasası serimizde, sarsılmaz bir iradenin inşasına devam ediyoruz.
Geçen hafta, davaya bir emanet gibi sahip çıkmayı öğreten Sadakat Yasası’nı işlemiştik. Ancak sadakat, sadece bir niyet değil, bir eylemdir. Bu niyetin eyleme döküldüğü, saldırılar ve fitneler karşısında test edildiği durak ise 7. Yasa: Sebat Yasası – Fitneye Direnmek’tir.
Sebat; bir kararda durmak, sözünde sabit kalmak ve fırtına ne kadar sert eserse essin yerini terk etmemektir. Alperen için sebat, Türk-İslam ülküsünün yolunda bir kaya gibi durabilme sanatıdır.
Fitne Ateşine Karşı Sabır Kalesi
Tarih boyunca her kutlu hareket, içeriden ve dışarıdan gelen fitne ateşleriyle imtihan edilmiştir. Fitne; hakkı batıl, dostu düşman gösterme çabasıdır. Birliğin arasına nifak sokan, zihinleri bulandıran ve azmi kıran en sinsi silahtır. İşte sebat, tam da bu karanlık dağılsın diye beklemeyi, o dumanlı havada yolunu şaşırmamayı gerektirir.
Sebat, sadece beklemek değildir; sebat, bir direniştir. Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatı, en zor şartlarda bile geri adım atmayan bir sebatın destanıdır. O, hücrelerde de olsa, siyaset meydanında tek başına da kalsa istikametinden sapmamıştır. Bu duruşun temelinde şu sarsılmaz inanç yatar: “Bizim davamızda geri dönmek yoktur. Çünkü biz, yürüdüğümüz yola Allah rızası için çıktık.” Eğer yol Allah rızası içinse, yoldaki engellerin bir önemi yoktur.
Sarsılmayan İstikamet
Günümüzde fitne, sosyal medyanın dehlizlerinden, kirli bilgi ağlarından ve toplumsal ayrışmalardan besleniyor. Alperen, bu modern fitne çağında ferasetiyle gerçeği görür, sebatıyla da yerini korur. Şartlar değişti diye ilkelerini değiştirenler, rüzgâra göre yön belirleyenler sebat sahibi olamazlar.
Muhsin Başkan’ın hafızalarımıza kazınan o meşhur uyarısı, sebatın ahlaki sınırını çizer: “Bir saniyesine bile hükmedemediğimiz bir dünya için; bu kadar fırıldak olmaya gerek yok!” Bu söz, sebatın sadece bir inanç meselesi değil, aynı zamanda bir haysiyet meselesi olduğunu hatırlatır. Dünya menfaati için eğilip bükülmek, fitneye teslim olmaktır. Sebat eden ise, bir saniyelik ömrün hesabını ebediyete göre yapan kişidir.
Haklı Yolda Tek Başına Kalmak
Sebat etmek, bazen kalabalıkların aksine tek başına yürümeyi göze almaktır. İnsanlar dünyevi vaatlerin peşinden koşarken, Alperen hakikatin peşinden gider. Çünkü o bilir ki; “Haksız bir davada zirve olmaktansa, haklı bir davada zerre olmayı tercih ederim.” Bu şuur, fitnenin sunduğu sahte "zirveleri" reddetme gücü verir. Haklıysan, yalnız da olsan bir ordusun demektir.
Türk-İslam ülküsü, tarih boyunca bu sebat sayesinde ayakta kalmıştır. Sebat, imanın amele yansımasıdır. Sabırla yoğrulmuş bir sebat, en keskin kılıçtan daha etkilidir. Fitne ateşi ancak sebatkar yüreklerin vakarıyla söner.
Sonuç: Sebat, Alperen'in karakterindeki çeliktir. Fitne rüzgarları estiğinde yaprak gibi savrulmak değil, kökleri derinlere inmiş bir çınar gibi vakur durmaktır. Yolumuz uzun, yükümüz ağır olabilir; ancak sebat edenler için menzil daima yakındır.
Dr. Adem ÖZKAN